Ana sayfa GELECEK ROBOTLARLA ROMANTİK VE CİNSEL İLİŞKİ KURMA 2050 YILINA GELİNDİĞİNDE YAYGINLAŞMIŞ OLACAK
GELECEK - 8 Haziran 2019

ROBOTLARLA ROMANTİK VE CİNSEL İLİŞKİ KURMA 2050 YILINA GELİNDİĞİNDE YAYGINLAŞMIŞ OLACAK

Bir robota aşık olabilir misiniz? Bilimkurgu romanı yazarları ve film yapımcıları tarafından onlarca yıldır yaygın şekilde araştırılan bir soru bu.

metro.co.uk’de Natalie Morris tarafından yazılan yazının çevirisi şöyle:

Bilim kurgu romanı yazarları ve film yapımcıları tarafından onlarca yıldır yaygın şekilde araştırılan bir soru bu. Her ikisi de Oscar adayı olan Her (Aşk) ve Ex Machina filmleri, bir tür yapay zekaya karşı romantik ve derin duygular besleyen ana karakterler etrafında dönmektedir. Bu konunun ilgimizi bu kadar çekmesi pek de anlaşılmaz değil: bir makineyle romantik bir ilişki, insan duygusunun tüm karmaşıklığını ve tatsızlığını alıp götürüyor ve yerini nispeten steril, çok daha basit ve anlaması kolay bir şeye bırakıyor. Bu bir fantezi gibi geliyor olabilir, çünkü şu anda gerçekten de öyle… Peki, insan dokunuşuna ve etkileşimine olan doğal ihtiyacımızdan isteyerek vazgeçmemiz ne kadar olası ve eğer bundan vazgeçersek, bunun insanlık açısından nasıl etkileri olur?

Her (Aşk)

İlişki koçu ve nörobilimci Bobbi Banks, robot partnerlerin, çok da uzak olmayan bir gelecekte söz konusu olabileceğini düşünmektedir. Banks, bu konudaki görüşlerini Metro.co.uk’e şu sözlerle ifade etmiştir: “Robotlarla romantik ve cinsel ilişki kurma, 2050 yılına gelindiğinde yaygınlaşmış olacaktır. Günümüzde aşkı ve bağlantı kurmayı deneyimleme şeklimiz değişmektedir. Teknoloji, günlük hayatımızla o kadar iç içe geçmiş durumda ki, uzak mesafeli ve çevrim içi ilişki sayısında şimdiden büyük bir artış görüyorum. İnsanlar, romantik partnerlerine yakın ve duygusal olarak bağlı hissettiklerini bildiriyor, ancak birbirlerini görememenin, kıskançlık duygusuna ve ilişkideki istikrarın belirsizliğine yol açtığını da söylüyorlar.” Bobbi Banks, kıskançlığın, bir robot partner sahibi olarak giderilebileceğini düşünüyor.

“Böyle bir partner sahibi olmak, reddedilme, aldatılma ya da ayrılık sonrası kalp kırıklığı yaşama korkusu olmadan bağlılık, beraberlik ve sevgi sağlayacaktır. İnsanların aşk hayatlarını tamamen kontrol altında tutmalarına ve ‘mükemmel partner’i yaratmalarına olanak verecektir, ancak bunun yarardan çok zararı olacaktır. İhtiyaçlarınızın talebiniz üzerine karşılanması ve istediğinizi her zaman elde etmeniz, hayattaki engellerle baştaki gibi mücadele edememe nedeniyle hayata karşı daha yüksek düzeyde memnuniyetsizliğe ve depresyona yol açabilir. Bir ilişkiye sahip olmayı değerli kılan şeyler, insani bağ ve hatalarına rağmen birbirini sevmeyi öğrenmektir. Hayattaki zorluklara kucak açmayı ve acıdan ders çıkarmayı öğrenmemiz gerekiyor. Bizi güçlendiren ve daha iyi olmayı öğreten budur.”

Bir Robot Partner, İnsani Bağ İhtiyacını Giderebilir Mi?

İlişki uzmanı Sarah Louise Ryan, dijitale olan bağlılığımızın artmasıyla kişilerde insani bağlardan geri adım atma konusunda endişe verici bir eğilim fark etmiştir. Ryan’a göre: “İnternetten arkadaş bulmanın ve teknolojinin zihin sağlığımızda yol açtığı problemlere eğilmezsek, bir robot partner tercih eden insanların sayısı artacaktır.” Ryan şunları eklemektedir: “Korkarım ki insanlar romantik açıdan birbiri için her zamankinden daha geçici hale geliyor. Birbirlerinin peşinden gidiyorlar, sonra da işler zorlaştığında ortadan kayboluyorlar ya da internet arkadaşlığının tükenmesiyle birbirlerinden vazgeçiyorlar. İnsanoğlu gerçek hayatta çatışmayla mücadele etme sanatını ve romantik olsun ya da olmasın, gerçek insanlarla yaşadıkları farklı ve karışık senaryolarla başa çıkma yeteneğini kaybediyor.” İnternetten arkadaş bulma devrimine tanık olan Sarah Louise Ryan, romantik hayatlarımızı dijital aleme taşıma istekliliğimizin derecesi konusunda endişe duyuyor. “Sanal ilişkiler uzun süredir beni oldukça endişelendiriyor.” diyor Sarah Louise Ryan. “İnternette reddedilmenin acısını yaşamış bekarlarla görüşme konusunda birinci elden deneyime sahibim. İnsan dokunuşunun, bağın ya da bir beraberlikte sizinle aynı istek, ihtiyaç ve ilgi alanlarına sahip biriyle iletişimde olmaktan gelen iyi hissetme faktörünün yerine hiçbir şey geçemeyeceğinden, bu kişiler kaçınılmaz olarak yalnız hissediyorlar. 2050 yılında neler olacağı konusunda bir şey diyemem, ancak şu anda herhangi bir sanal ilişki veya robotik romantizmle, bir aile kurmanın büyüsünü yaşayamayız. İçlerindeki romantizm boşluğunu doldurmak için zamanlarını internette harcayanlar, flört etme sanatını kaybediyorlar ve gerçekten aşık olma fırsatlarını kaçırıyorlar.”

Aşk, Yapay Zeka İle Kopyalanabilir Mi?

Ancak Hollywood filmleri, konularını başka bir yerden alıyor. Peki nereden alıyor? Çalışmalar, insanların robotik formlarla insanlara benzer şekilde empati kurabildiğini göstermektedir. Diğer insanlara nasıl ve neden aşık olduğumuzu tanımlamak zordur, ancak bilimin bu konuda bir cevabı bulunmaktadır. Bu, bağışıklık sistemimizle, diğer kimyasalların yanı sıra dopamin salınımıyla ve titizlikle incelenmiş diğer bazı faktörlerle ilgilidir. Aşkın bir cevabı varsa, neden aşk yapay zeka ile kopyalanamasın? Psikolog Robert Sternberg’in tasarladığı üçgen şeklindeki aşk teorisinde yakınlık, tutku ve bağlılık, bir aşk ilişkisine ait üçgenin üç noktasını oluşturmaktadır. Bağlılık zaten garantiyse ve tutku programlanabiliyorsa, bir yapay zeka, gerçek yakınlığı sunmaktan ne kadar uzak olabilir? Sven Nyholm ve Lily Frank, From Sex Robots to Love Robots: Is Mutual Love With A Robot Possible? adlı kitaplarında şu sözlere yer vermiştir: “Aşk belli davranış kalıplarından ibaretse, bu rolü üstlenecek bir aktör tutabiliriz. Ancak yaygın anlayışa göre, aktör ne kadar yetenekli olursa olsun, bu gerçek aşk olmayacaktır. Karşılıklı aşkın elde edilip edilmediği konusunda ‘içeride’ ne olduğu son derece önemlidir.”

Buradaki ilginç nokta ‘rolü üstlenme’ ile ilgilidir. Gittikçe daha yalnız hale geliyoruz ve günümüzün yalnızlık salgını bizi içten içe yok ediyor. Yalnızlık, herhangi bir sebebe bağlı ölümlerdeki %50 artışla ilişki gösteriyor. Bu gösterge, durumu, günde 15 sigara içmeyle kıyaslanabilir hale getiriyor ve obeziteden daha tehlikeli. Bir araştırmaya göre, 20 ila 35 yaş arasındaki kişilerin %17’si yalnızlıklarını gidermek için kendilerini oyalamak amacıyla teknolojiye başvuruyor. İngiltere’deki ilişkilerin yaklaşık %30’unda seks yok ve mutsuz evliliklerini sürdürenlerin sayısı gittikçe artıyor. Dolayısıyla basit bir yapay zekanın sunduğu iletişim, anlayış ve empatinin bile bu insani ilişkiler kadar anlamlı bir şeyler sağlayabileceğini düşünmek imkansız olmayabilir. Artan teknoloji bağlılığımızın, kolektif yalnızlığımızın temel sebeplerinden biri olduğu yaygın bir iddia; ama bu bağlılık, konunun panzehiri de olabilir.

Ex Machina

Yapay Zekaya Duyulan Aşk, Gerçek Aşk Mıdır?

Peki bir yapay zekaya aşık olmak, ‘gerçek’ aşk olarak düşünülebilir mi? Şu anda mevcut olan dar yapay zeka, temelde spesifik problemleri çözme ile ilişkilidir ve yapabilecekleri sınırlıdır. Yetkinliklerinin kapsamı nispeten dardır. Genel yapay zeka (GAI), yapay zekada sonraki adımdır ve onu, ‘yapay’ın ‘gerçek’ olarak görülebileceği nokta olan gri alana taşır. Bu yapay zekanın genel zekası yalnızca tek bir spesifik konuya ilişkin değildir ve belli görevleri insanlar kadar ya da onlardan daha iyi şekilde yerine getirebilecek olan odaklı algoritmalarla birleştirilebilir. Bu makinelerin, herhangi bir insan partnerden daha sevgi dolu, daha ilgili, daha empatik olma kapasitesi olabilir. Bu makineler henüz mevcut değil ve bilim insanları buna nasıl ulaşacaklarına emin değiller. Ancak GAI gelirse/geldiğinde, makinelerle anlamlı ve duygusal bir ilişki kurma konusunda gerçek olasılıklar ortaya çıkabilir. Duygu, GAI’nin aklına sonradan gelmeyecektir. Uzmanlar, gerçekten zeki makinelerin geliştirilebilmesi için, duygunun cihazın mekaniğine yalnızca dahil edilmesi değil, tam olarak entegre edilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Maryland Üniversitesi’nden Dr. Luiz Pessoa raporunda şöyle bir açıklamada bulunmuştur: “Duygunun, yapının tüm yönleriyle birleştirilmesi gerekir: bilişsel-duygusal entegrasyon, temel bir tasarım ilkesi olmalıdır.”

Her (Aşk)

“Bot”unuzu Ailenizle Tanıştırır Mıydınız?

Konu buraya varmadan, makinelerle cinsel yakınlaşma halihazırda olmaktadır. ‘Seksbot’lara yönelik talep gittikçe artmaktadır. Bazı erkekler ‘bot’larıyla ilişkilerini fizikselden öteye taşımış, onları aile evlerine götürüp çocuklarıyla tanıştırmıştır. Bu denkleme güçlü ve içgüdüsel yapay zeka da eklenince, robotik aşka geçiş o kadar da uzak görünmemektedir. Akıllı telefonlarımız en sevdiğimiz müzikleri, izlemeyi sevdiğimiz programları, aile ve arkadaşlarımızın kimler olduğunu, kariyer beklentilerimizi şimdiden bilmektedir. Bunlar başarılı ve sevgiye dayalı bir ilişkinin yapı taşları değil midir? Arkadaş bulma uygulaması Clikd’in kurucusu Michael Blakely, durumun buna varacağını düşünmemektedir. Blakely’ye göre teknoloji, ilişkilerin geleceğini biraz daha farklı bir şekilde etkileyecektir. Blakely bu konudaki görüşlerini Metro.co.uk’e şöyle ifade etmiştir: “Robot partnerler hiçbir zaman norm haline gelmeyecektir. İnsanlar hâlâ o insani, fiziksel bağlantıyı arzu etmektedir; ancak etkileşimin çoğu çevrim dışı yerine çevrim içi gerçekleşmektedir. Boibot, Eviebot ve Talking Boyfriend gibi uygulamalarla insanlar, gerçek bir ilişkide beklenecek empatik yanıtları almak için insan benzeri bir avatarla iletişim kurmak üzere bu platformları kullanabilmektedir. Tabii bunları hafta sonu yemeği için ebeveynlerinizin evine götürmezsiniz.”

Partnerinizle tanışmak için bir arkadaş bulma uygulaması kullanmak şimdiden norm haline gelmektedir. Amerikalı çiftlerin yaklaşık %40’ı artık internetten tanışmaktadır ve bu sayı muhtemelen artmaya devam edecektir. Fakat Blakely, 2050 yılı itibariyle bu uygulamaların yalnızca görüşmelere aracılık yapmaktan fazlasını yapacağını söylemektedir. “Yapay zeka, insanlar arasındaki uyumluluğu optimize etmemize yardımcı olacak ve daha iyi randevu başarı oranları ortaya koyacaktır.” diyen Blakely şunları eklemektedir: “İnsanlar, verileri kaydetme yoluyla seks hayatlarını optimize etmek için, kalp atış hızı gibi şeyleri izleyebilen dijital teknolojiyi kullanacaktır. Artık seks oyuncaklarını herhangi bir konumdan kontrol etmenizi sağlayan uygulamalar gelmektedir. Çiftler ilişkileriyle ilgili tavsiyeler almak üzere, onları yargısızca dinleyecek olan Alexa ve Google Home gibi cihazlara akın edecektir.” Eğer durum buysa, o zaman yapay zeka, başka birinin sevgisinin hedefi olmaktan ziyade romantizmin canlanmasına yardımcı olacaktır. Arkadaş bulmanın geleceğine ilişkin yakın zamanlı bir rapora yansıyan duygu, bu olmuştur. Imperial College Business School ve eHarmony tarafından derlenen bulgular, yapay zeka ve makine öğreniminin, geleceğin ilişkilerinde son derece etkili olacağını ortaya koymaktadır. Yapay zeka, robotlarla çıkmak yerine, insan ilişkilerimizi geliştirmemize yardımcı olacaktır. Çalışmada, 2025 yılı itibariyle bekarlar arasındaki eşleştirmelerin, hayati istatistiklerin analizine ve her kişinin özel genetik koduna dayanarak laboratuvarlarda yapılacağı anlaşılmıştır. Aynı çalışmada, Alexa ya da Google Home gibi dijital ev asistanlarının, çiftler arasındaki sözlü iletişimin akustik analizi üzerinden %75 doğrulukla evliliklerin sağlık durumunu tahmin edebileceği de keşfedilmiştir. Bir tartışma patlak verdiğinde, robotlar çözüm önerileriyle müdahale bile edebilir.

Ex Machina

İşin Yasal Yönü

Tabii başka endişeler de bulunmaktadır. Yasal endişeler… Dijital olarak bağlantılı makinelerle hayatlarımızı geçirmeyi ve fikirlerimizi paylaşmayı planlıyorsak, bunun veri ve güvenlik açısından da ne anlama geldiğini düşünmemiz gerekmektedir. Son yıllarda ciddi veri ihlalleri manşetlerde çokça yer almaktadır; siber saldırılar ise kesinlikle artış göstermektedir. Robot partneriniz sizin en derin, en karanlık sırlarınızı, umutlarınızı, hayallerinizi, arzularınızı, sizi nelerin tahrik ettiğini biliyorsa, gerçekten de bu verilerin yanlış ellere düşmesini istemezsiniz. “Bir robotla aşk yaşama fikri masaya yatırıldığında akla gelen ahlaki ve etik sorular arasında, veri gizliliği listenin altlarında yer alıyor olabilir; ancak aslında bu konu ciddi bir risk oluşturmaktadır.” diyor ProPrivacy.com’un Genel Yayın Yönetmeni Yardımcısı Jo O’Reilly. “Bir insan partner gibi, bir seks robotunun yapay zekası da sizi neyin tahrik ettiğini öğrenmeye başlarsa, burada inanılmaz miktarlarda sıra dışı özel verinin depolanması ve işlenmesi söz konusudur. Artık tüm cinsel kimliğinizin detaylı bir modeline sahip bir robot ve bu düzeyde veri mahremiyetiyle ilgilenecek yeterli donanıma sahip olmayan yasal bir sistem vardır. Genel Veri Koruma Yönetmeliği, cinsel yönelim ve davranış konusunda veri depolama ve toplanmasını sıkı şekilde düzenlemektedir. Ancak başarılı bir ilişki robotunun cinsel bir partner olarak görevini yerine getirmek için ihtiyaç duyduğu veriler tam da bunlardır.”

Yasal durumun ötesinde, sorulacak oldukça önemli felsefi ve etik sorular da vardır. Bir insan/robot ilişkisinde aidiyet ve güç dinamikleri ile ilgili endişeler bulunmaktadır. Partner bir robot olmak üzere tasarlanmış olan duyarlı bir makine, hiç ‘hayır’ diyebilir mi? Peki ya özgür irade ve seçim? Bir makinenin, onu neredeyse bir insan gibi görebileceğimiz düzeyde ileri bir yapay zeka geliştirmesi, kiminle ilişkide olacağını seçme hakkı bulunması anlamına da mı gelmektedir? Aşk insana özgü bir deneyim midir? Yoksa programlanabilir bir şey midir? Aşkın geleneksel kavramı, karşılıklı bağlılık gerektirir. Birine karşı güçlü bir bağlılık hissetmeniz yeterli değildir; bu kişinin de size karşı benzer bir bağlılık hissetmesi gerekir. Geleceğin teknolojisinin, ‘sadece edimsel’ olmakla yargılanmadan bu derece bir bağlılığı yeterince taklit edip edemeyeceğini bilmek zor. Tabii, bağlantı açlığı çekilen bir gelecekte hayatta kalmak için aşka dair tanımımızı değiştirmemiz de olası. Belki de, eşit derecede karşılık görme ihtiyacımız her zaman şimdiki kadar önemli olmaz.

Peki, bir robota aşık olabilir misiniz? Bu soru, bilim insanları ve romantik umutlar besleyen kişiler tarafından onlarca yıl boyunca yaygın şekilde araştırılacak bir soru.